
Ülkemizde insanların “Anayasa” kavramını en sık duyduğu zamanlar genellikle Türk siyasetinde anayasa değişikliği tartışmalarının yapıldığı zamanlardır. Bu sebeple siyasi tartışmalar arasında duyulan “anayasa” kavramı hukuki değil, siyasi bir kavram olarak algılanmakta, dolayısıyla anayasa, kendi bağlamından uzaklaşıp politikacıların güç gösterme ve seçmenler üzerinde etki oluşturma aracına dönüşmektedir. Peki anayasanın özüne dönersek, onu hukuken nasıl tanımlarız? Anayasa nedir veya ne değildir?
Kitaplarda çeşitli anayasa tanımları mevcuttur. Lakin bu tanımlar hep anayasanın konusunu ve özelliklerini belirtmek için farklı kelime ve cümle yapılarıyla yapılan tanımlardır. Esasen hepsi aynı manayı ifade etmekte olup yine aynı anlama gelecek şekilde şöyle bir anayasa tanımı yapabiliriz: “Anayasa, normlar hiyerarşisinde en üst mevkii işgal eden ve diğer kanunlara nazaran farklı veya daha zor bir usul ile değiştirilebilen, aynı zamanda devletin temel organları olan yasama, yargı ve yürütmenin temel işleyişini ve bunların birbirleriyle olan ilişkilerini düzenleyen ve dahi temel hak ve hürriyetleri düzenleyen kuralları da içeren hukuk kuralları bütünüdür.”
Yapmış olduğumuz tanımın iki farklı yönü vardır. İlki, normlar hiyerarşisinde en üst mevkii işgal etmesi ve diğer kanunlara nazaran daha zor veya farklı bir usul ile değiştirilebilmesi, şekli tanım olarak isimlendirilir. Şekli tanıma göre anayasa, en üst normdur. Yani hiyerarşik olarak daha aşağı mevkilerde olan Cumhurbaşkanı kararnameleri, kanunlar, yönetmelikler ve saire hiçbiri üst norm olan anayasaya aykırılık teşkil edemez. Çünkü hukuki düzenin temeli anayasadır. Diğer normlar temele göre şekil alır. Bu sebeple Osmanlı döneminde çıkan anayasaya “Kanun-i Esasi” yani esas, temel kanun denmiştir. Aynı şekilde hukuk düzeninin temeli olması veçhiyle diğer kanunlardan farklı veya zor bir usulle değiştirilir. Söz gelimi Türk Hukuku’nda kanun teklifleri meclisin salt çoğunluğu ile kabul edilir. Eğer Cumhurbaşkanı iade ederse kanunun kabul edilebilmesi için meclis üye tam sayısının salt çoğunluğu olan 301 milletvekili ile kabul edilmesi gerekir. Kanunlarda durum böyle iken Anayasanın değiştirilmesi için T.C. Anayasa’nın 175.maddesine göre; üye tam sayısının en az beşte üç çoğunluğunun yani 360 milletvekilinin gizli oyu gerekir. Bu halde anayasa değişikliği için referandum yapılırken üçte iki çoğunluk yani 400 milletvekilinin oyu ile kabul edilen değişiklik teklifi Cumhurbaşkanı onayladığı takdirde referanduma gerek kalmadan resmi gazetede yayımlanır. Velhasıl Anayasa değişikliği, Kanun yapmaktan daha zor bir usule bağlanmıştır.
İkincisi, devletin temel organları olan yasama, yargı ve yürütmenin temel işleyişini ve bunların birbirleriyle olan ilişkileri ile insanların temel hak ve hürriyetlerini düzenlemesidir. Bu tanım ise maddi tanım olarak isimlendirilir.
Hakikatte Anayasanın tanımında asıl olan şekli tanımdır. Yani bir hukuki metin şekli tanımı karşılıyor ise muhteviyatından bağımsız olarak anayasa olarak kabul edilebilir. Bu cümlemizden maddi tanımın tamamen ehemmiyetsiz olduğu anlaşılmasın. Sadece şekli tanım tek başına anayasa kavramını karşılıyor iken, maddi tanım tek başına anayasa kavramını karşılamaz. Daha açık bir ifadeyle; devletin organlarına ve temel hak ve hürriyetlere dair kurallar normlar hiyerarşisinde en üst mevkii işgal etmiyor, diğer kanunlar gibi değiştirilebiliyor ise o kurallar metnine anayasa demek mümkün değildir. Peki, maddi tanımı niye kabul ediyoruz? Çünkü maddi tanım, şekli tanımın doğal bir neticesidir. Şöyle ki; diğer kanunlardan daha zor değiştirilmesi istenen kurallar, haliyle devletin organları ve temel hak ve hürriyetlere dair kurallar olmaktadır. Bu bakımdan anayasa tanımında asıl olan şekli tanım olsa da anayasacılık mantığı çerçevesinde anayasanın maddi yönü de göz ardı edilemez
Yaptığımız açıklamalardan anlaşılacağı üzere Anayasa, kanun gibi her mevzunun yazılacağı bir hukuki metin değildir. Tanımı ve işlevi bellidir. O, ne “önemli gördüklerimiz” kitabıdır, ne de “kırmızı çizgilerimiz” kitabıdır. O sadece hukukun temel metnidir. Bu zaviyeden bakıldığında T.C Anayasası’nın çok iyi durumda olduğu söylenemez. Sadece bir tane misal vermek gerekirse; Anayasanın 27.maddesinde “bilim ve sanat hürriyeti” düzenlendiği halde lüzumsuz olarak 64.maddede “Sanatın ve sanatçının korunması” düzenlenmiştir. Madde metni şöyledir;
“Devlet, sanat faaliyetlerini ve sanatçıyı korur. Sanat eserlerinin ve sanatçının korunması, değerlendirilmesi, desteklenmesi ve sanat sevgisinin yayılması için gereken tedbirleri alır.”
Şimdi 64.madde olmasaydı Türkiye’de ne gibi değişiklikler olurdu? Veya bu maddenin Türkiye’ye ne gibi olumlu etkileri olmuştur? Söz konusu madde sadece “sanatı ve sanatçıyı önemsiyoruz” maddesidir. Madem sanatçıyı önemsiyoruz, öğretmenleri, akademisyenleri, sağlık çalışanlarını, doktorları daha mı az önemsiyoruz? Eğer önemliyse onlar için niye birer madde yok? Aslında sorulması gereken soru şudur; GEREK VAR MI? Tam bu noktada şöyle bir itiraz gelebilir. Anayasa’da Milletvekilleri ve Hakimler için birer madde var. Çeşitli meslek grupları ve zanaatlar için niye olmasın? Milletvekilleri yasama organının işleyişinin bir parçası iken, Hakimler yargı organının işleyişinin bir parçasıdır. Anayasa ise yasama, yürütme ve yargı organlarının işleyişini düzenler. Peki sanatçılar, devletin temel organlarının hangisinin parçasıdır?
Söz konusu madde T.C. Anayasası’nın kusurlarından sadece bir tanesidir. Çıkartılması gereken veya değiştirilmesi gereken daha birçok madde vardır. Söylemek istediğimiz cari olan T.C. Anayasası’nın iyi bir seviyede olmadığıdır. Lakin siyasi saikler ile yeniden yapılacak Anayasa’nın daha iyi olacağını da söyleyemeyiz. Yalnızca anayasacılık mantığı çerçevesinde hukuki bakış açısıyla yapılan anayasa, hukuk devletine yakışır anayasa olabilir.
İşin Özü olarak Anayasa, hukuk sisteminin temelidir. Siyasilerin ehemmiyetli gördükleri veya taviz vermem dedikleri her mevzuyu ekleyecekleri güç gösterme veya halkın takdirini toplama aracı değildir. Araç olarak oluşturulan metinler hukuk devletine yaraşır anayasa değil, her hükümet değişikliğinde değiştirilmeye çalışılan itibarını kaybetmiş bir kitapçıktan ibaret olur.
Yorum bırakın