VERGİ HUKUKUNA DAİR GENEL BİLGİLER

Kamu hizmetlerine harcanmak üzere hükümetin veya yerel yönetimlerin yasalara göre herkesten doğrudan doğruya veya bazı malların üstüne koyarak dolaylı yoldan topladığı para” şeklinde TDK sözlüğünde tanımlanan “Vergi”, esasen devlet veya kendisine vergilendirme yetkisi verilen kamu tüzel kişilerince toplanır. Aynı zamanda verginin kamu hizmetlerine harcanmak üzere toplanması vergi toplanmasının sebebi değil sadece verginin amaçlarından birisi olan mali (fiskal) amaç olup tek amacı da değildir. Verginin araç olarak kullanılmak suretiyle devletin makro ekonomik hedeflere ulaşması ekonomik amaç iken gelir dağılımındaki adaletin sağlanması sosyal amaçtır. Vergi idari otorite tarafından egemenlik gücüne istinaden gerçek ve tüzel kişilerden karşılıksız bir şekilde ve cebren alınır. Dolayısıyla devlet tarafından vergi toplanması için bir sebebin mevcudiyeti gerekli değildir. Sebebe ihtiyaç duymadan ve mükelleflerden zorla alınan vergi, tarihi süreç içerisinde hukuk devletinin gelişimiyle birlikte idarenin keyfi olarak vergi koymasını engelleme düşüncesiyle belli ilkelere ve esaslara bağlanmıştır.

1808 yılında padişah ve ayanlar arasında imzalanan Sened-i İttifak’ın 7.maddesinde “vergi adaleti ilkesi” nin tezahürleri net bir şekilde görülmektedir;

Şart-ı sabi’: Fukara ve re’ ayanın himayet ve siyaneti dahi  esas olduğuna nazaran hanedanan ve vücuh tarafından zir-i idarelerinde olan kazaların asayişine ve fukara ve re’ayanın tekalifleri emrinde hadd-ı i’tidale ri‘ayet hususuna dikkat olunmak lazimeden olmağla ref’-i mezalim ve ta’dil-i tekalif hususuna vükela ve memalik hanedanları beynlerinde bi’l-müzakere ne vechile karar verilür ise anın dahi devam ve istikrarına ve mugayiri olarak zulm ve ta’addi vuku’a gelmemesine i’tina oluna. Ve her hanedan yek-diğerin haline nezaret birle hilaf-ı emr ü rıza ve mugayir-i şeri’at-ı garra zulm ve ta’ addi eder olur ise salimen ani’l-garaz Devlet-i Aliyye’ye ihbar eyleyüp bi’l-ittifak men’ine ikdam oluna. İşbu şerayıt-ı seb’aya bi’l-müzakere karar verilüp hilafına hareket olunmamak üzere kasem-i billah ve ahdi bi’r-resul vaki’ olmağla hıfzenli’l-mevasik işbu sened-i mu’teber ketb ü tenmik olundu.

1839 yılında yayımlanan Gülhane-i Hattı Hümayunda, bir diğer adıyla Tanzimat fermanında ise;

“… ahâlî-i memâlikten her ferdin emlâk ve kudretine göre vergi-i münâsib tâyin olunarak kimseden ziyâde şey alınmaması ve Devlet-i Aliyye’mizin bahran ve berren masârif-i askeriye ve sâiresi dahi kavânîn-i îcâbiyye ile tahdîd ü teybîn olunup ona göre icrâ olunması lâzımedendir.”

İfadesiyle “Mali güce göre ödeme ilkesi” ortaya konulmuştur.

23 Aralık 1876 yılında ilan edilen Kanun-i Esasi’nin 25.maddesinde “Vergide Kanunilik ilkesi” kabul edilmiştir.

Bir kanuna müstenit olmadıkça vergi ve rüsumat namı ile ve namı aherle hiç kimseden bir akçe alınamaz.

Cari olan 1982 Anayasasında ise “Vergi Ödevi” başlığı taşıyan 73.maddesi günümüzde vergi ile ilgili düzenlemelerin temelini oluşturmaktadır. Söz konusu madde 4 fıkradan oluşmaktadır;

  1. Herkes kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür. (73/1)” Maddenin “herkes” kelimesi ile başlaması “verginin genelliği ilkesini”, kamu giderlerini karşılamak üzere ibaresi “verginin mali amacını”, mali gücüne göre ifadesi “mali güce göre ödeme ilkesini” vurgulamıştır.
  2. Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır. (73/2)”. Maddede verginin sosyal amacı sarih bir şekilde ifade edilmekle birlikte “vergide adalet ilkesini” de havidir.
  3. Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır. (73/3).” Maddede “Kanunilik ilkesi” benimsenmiştir.
  4. Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Cumhurbaşkanına verilebilir. (73/4).” Madde metninde 4 hususa dair, yani muaflık, istisnalar, indirimler ve oranlar hususuna dair kanunun çizdiği sınırlar içerisinde değişiklik yapma yetkisinin kanun ile Cumhurbaşkanına verilebileceği ifade edilmiştir. İlk bakışta kanunilik ilkesine aykırılık gibi yorumlansa da söz konusu yetki sadece 4 hususa ait olup, kanun tarafından belli sınırlar dahilinde verildiği için kanunilik ilkesine aykırılık oluşturmamaktadır. %8 ve %18 olan KDV vergilerinin hali hazırda %10 ile %20 ye çıkarılması bu minvaldedir.

Vergi Hukukunun Kaynakları Nelerdir?

Bağlayıcı olup olmadığına müstenit olarak asli ve tali olmak üzere iki sınıf kaynağı vardır.

Asli kaynaklar; Anayasa, Uluslararası vergi anlaşmaları, Kanun, Cumhurbaşkanı Kararnameleri, Cumhurbaşkanı Kararları, Yönetmelik, Düzenleyici Genel Tebliğler, Anayasa Mahkemesi Kararları ve Danıştay İçtihadı Birleştirme Kararları

Tali kaynaklar; Muktezalar, Sirküler, Genelgeler, Genel yazılar, Doktrin, Diğer yargı kararları

Çifte vergilendirmeyi önlemek maksadıyla imzalanan anlaşmalar genelde gelir ve servet üzerinden alınan vergiler olmakla birlikte harcamalar üzerinden alınan vergilerde uluslararası anlaşmalar yapılmamaktadır. Usulüne göre yürürlüğe giren anlaşmalar kanun hükmündedir ve Anayasa’ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’nden iptali istenemez.

Cumhurbaşkanı kararnameleri soyut ve genel nitelikte olan düzenleyici işlemlerken Cumhurbaşkanı kararları somut ve özel nitelikte olup idari işlemlerdir.

Genel tebliğler, vergi kanunlarının nasıl tatbik edileceğini açıklamak ve mükellefleri vergi mevzuatı hakkında bilgilendirmek amacıyla Hazine ve Maliye Bakanlığı – Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından çıkarılan tebliğlerdir. İptal edilebilmesi için dava açılacak yargı mercii Danıştay’dır.

Mükellefler, kendi vergi durumuna, haklarına veya ödevlerine dair Gelir İdaresi Başkanlığından izahat istediği takdirde, bu izahat iki türlü verilebilir. Özelge olarak tabir edilen mukteza olarak verilebileceği gibi sirküler şeklinde de verilebilir. Mukteza, açıklama talebinde bulunan mükelleflere verilen resmi bir yazıdır ve sadece izahat talep eden kişiyi bağlamaktadır. Sirküler ise toplu olarak verilen cevap niteliğinde olmakla herkesi ilgilendirmektedir.

Vergi Kanunlarının Yorumlanması

Kanunlar bazı hallerde tek başına anlam karmaşıklığına yol açan ve yorumlanması gereken metinler olabilmektedir. Mananın sarih olarak açıkça anlaşılamadığı durumlar için dört farklı yorum yöntemimiz bulunmaktadır.

Vergi kanunları lafzı ve ruhu ile hüküm ifade eder. Lafzın açık olmadığı hallerde vergi kanunlarının hükümleri, konuluşundaki maksat, hükümlerin kanunun yapısındaki yeri ve diğer maddelerle olan bağlantısı göz önünde tutularak uygulanır(VUK m.3)” VUK m.3’te lafzı ile lafzi yorum, ruhu ibaresi ile amaçsal yorum, konuluşundaki maksat ibaresinden tarihi yorum, hükümlerin kanun yapısındaki yeri ve diğer maddelerle olan bağlantısı ibaresi ile sistematik yorum kastedilmektedir. Konuluşundaki maksat ibaresinden kimileri amaçsal yorum kastedildiğini düşünebilir. Lakin tarihi yorum, kanun koyucunun kanunun yapıldığı tarihteki amacını esas almaktadır. Maddeden anlaşılacağı üzere dört yorum yöntemi de kullanılmaktadır.

Vergi Hukukunun Kısımları

Vergi Hukuku 5 kısımdan meydana gelmektedir.

  1. Vergilendirme Hukuku: Vergilendirme de izlenecek olan usul, teknik olarak ifade edilebilen vergilendirme hukukuna dair meseleler 1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ile düzenlenir.
  2.  Vergi Ceza Hukuku: Vergi kabahatleri, vergi suçları ve cezalarını kapsar.
  3. Vergi İcra Hukuku: Kamu alacaklarının güvenceye alınması, ödenmesi ve cebren tahsiline dair düzenlemeleri içerir. İlgili kanun 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun’dur.
  4. Vergi Yargılama Hukuku: Vergi mevzuatından çıkan uyuşmazlıkların çözülmesine yönelik kuralları içeren hukuk dalıdır.
  5. Uluslararası Vergi Hukuku: Çifte vergilendirmeyi önlemek maksadıyla devletler arasında imzalanan uluslararası anlaşmalar ile alakalı hukuk dalıdır.

Vergi Usul Kanunun Hükümlerinin Uygulanacağı Alanlar

Vergi Usul Kanunu 5 kitabı muhtevidir.

  • Birinci Kitap    : Vergilendirme
  • İkinci Kitap     : Mükellefin Ödevi
  • Üçüncü Kitap  : Değerleme
  • Dördüncü Kitap: Ceza Hükümleri
  • Beşinci Kitap   : Vergi Davaları

Vergi Usul Kanunu hükümleri,

  • Genel bütçeye giren vergi, resim ve harçlar (TBMM, Cumhurbaşkanlığı, Bakanlıklar vs.)
  • İl Özel İdarelerine ait vergi, resim ve harçlar
  • Belediyelere ait vergi, resim ve harçlar (emlak vergisi, ilan ve reklam vergisi, işgal harcı, muayene, ruhsat ve rapor harcı vs.) hakkında uygulanır. (VUK m.1)

Burada yazan vergi, resim ve harçlara bağlı olan vergi, resim ve zamlarda da bu kanun uygulanır. Aynı zamanda kaldırılan vergi, resim ve harçlar hakkında da uygulanır. (VUK m.1-2).

Gümrük idarelerine ait harçlar bu kanuna tabi iken, Gümrük idareleri tarafından alınan vergi ve resimler VUK hükümlerine tabi olmayıp bu vergi ve resimlerle ilgili 27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı Gümrük Kanununun 242 nci maddesi hükümleri uygulanır. (VUK m.2)

Yüksek Öğretim Kurulu, Üniversiteler, Savunma Sanayi Başkanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü gibi Özel bütçeli idareler ile RTÜK, SPK, Kamu İhale Kurumu , BDDK gibi Düzenleyici ve denetleyici kurum ve kuruluşların gelirleri ve köy gelirleri VUK hükümleri dışında kalmaktadır.

Vergi Hukukunda İspat

Vergilendirme de vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti esastır.” (VUK m.3-B/1). Yani resmiyet de düşük gösterilen vergiler, vergi incelemesine girdikleri takdirde resmiyet de gösterilen tutar üzerinden değil gerçek tutar üzerinden tarh ve tahakkuk ettirilir.

Vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti yemin hariç her türlü delille ispatlanabilir. Şu kadar ki, vergiyi doğuran olayla ilgisi tabii ve açık bulunmayan şahit ifadesi ispatlama vasıtası olarak kullanılamaz.” (VUK m.3-B/2). Her ne kadar hukuk davalarında yemin bir ispat vasıtası olarak kullanılsa da vergi davalarında yemin deliline dayanılamaz. Maddenin devamındaki hükmün mefhum-ı muhalifinden vergiyi doğuran olayla ilgisi tabii ve açık bulunan şahit ifadesinin vergi davalarında delil olarak kullanılabileceği neticesi ortaya çıkmaktadır.

İktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan veya olayın özelliğine göre normal ve mutad olmayan bir durumun iddia olunması halinde ispat külfeti bunu iddia eden tarafa aittir.” (VUK m.3-B/3).

Yorum bırakın

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑